1-) Ece Barak kimdir? Müzik hayatına nasıl başladı?
Ece Barak 1992 yılında İstanbul’da dünyaya gelen; okuma bayramından beri, her fırsatta sahneye çıkma fırsatı kovalayan, şarkı söylemeyi çok seven, müzikle iç içe bir kadın.
Profesyonel müzik hayatıma üniversite yıllarımda başladım. Yeditepe Üniversitesi Müzik Kulübü’nde tanıştığım arkadaşlarımla ilk grubum Frothy Tune’u kurdum ve barlarda canlı müzik programı yapmaya başladık. Ardından lise, üniversite festivalleri, özel etkinlikler derken 2018 yılında Emir Ersoy iş birliği ile 4N1K-2 filminin soundtrack’i olan Yeni Bir Şans şarkısını çıkarttık ve ben de ilk kez kendi ismimle çıkış yapmış oldum. O günden beri de yoluma kendi ismim ve kendi imzamı taşıyan şarkılarımla devam ediyorum.
2-) Yaptığın müziği kendinle bağdaştırdığında ortaya nasıl bir tanım çıkıyor?
Yaptığım müzik benim gerçek bir yansımam. Sözü müziği bana ait şarkılarımda nerdeyse her zaman açık yüreklilikle kendi hikayelerimi anlatıyorum, dolayısıyla çok “ben” oluyorlar. Geçtiğimiz yıl farklı olarak söz ve müziği Emir Can İğrek’e ait olan 3 şarkı yayınlamıştım. Aranjelerini Emre Kaya yapmıştı. Emir Emre’yle ortak çok yakın dostumuz. Onun hikayelerini ve ilham aldığı yerleri çok iyi biliyoruz. Bir şarkı ortaya çıkarttığında, nasıl ortaya çıktığını anlıyoruz. Emre’yle ise ilişkimizden bağımsız olarak her zaman çok güzel çalışıyoruz. Baştan sona fikir alışverişi yaptığımız, yan yana bir süreç geçiriyoruz şarkı yaparken. Dolayısıyla tüm bu nedenlerden ötürü Emir’in şarkıları da çok benim oldu, beni yansıttı gibi hissediyorum.
Adımın yazdığı her şeyin farklı benlerin yansıması olduğunu düşünüyorum.

3-) Geçtiğimiz haftalarda “Düştüm” adında bir tekli yayımladın. Şarkının yapım süreci nasıl geçti?
Düştüm’ün hikayesi aslında 2016’ya dayanıyor. Yine benim başımdan geçen alevli bir hikâye kendisi. Gerçek diyaloglar içeriyor. Ama hızlıca başlayan, ilk başta eğlenceli ve maceralı; ardından da buruk hisler yaratan bir hikâye olduğu için hem hayatımda, hem de zihnimde geride bırakmıştım bu hikayeyi. Geride bırakılmış bir hikâye olduğu için, şarkı da bir şekilde bir kenarda taslak olarak kalmıştı. Hayatımı daha güncel hikayeler ele geçirmişti diyebilirim. Sonra birden karşıma çıktı bu taslak, böyle tatlı kıpır kıpır bir aranje yapsak ne güzel olur dedim. Ardından çok sevdiğim ve ilk aranjelerimi birlikte yaptığım dostum Mert Özçiftçi’yi aradım, tam onun Pop kafasına uygun olacak bir aranje hayalim vardı çünkü. Ki öyle de oldu, tam hayal ettiğim sound’u yakaladı. Ben de köprüsünü yazdım, Barış Gülhane de şarkıyı süper yükselten, bayıldığım baslarını çaldı ve şarkımız böylece yıllar süren bir serüvenden sonra dinleyicimle buluşmuş oldu.
4-) Bundan 5 yıl sonra kendini müzik hayatında nerede görüyorsun?
Tam olarak “görüyorum” demek içime sinmiyor ama hayal ediyorum diyorum. Çünkü hayal kurmayı çok seviyorum. Hayalim tabii ki sadece Türkiye değil global sahnelerde de yer alarak, şarkılarımı geniş kitlelere ulaştırmak; binlerce insanla beraber şarkılarımı söylemek.

5-) Yakın zamanda dinleyicilerini ne gibi projeler bekliyor?
En geç Nisan ayında yine Emir Can İğrek’in bana hediyesi olan, hatta Akustikhane’de de çaldığımız “Koş Gel” şarkımızı yayınlayacağım. Aranje ve mix & mastering yine Emre Kaya’nın ellerinden. Bunun dışında üzerinde çalıştığım farklı besteler de var, yıl sonuna kadar düzenli üretim ile dinleyicimle farklı şarkılarla buluşmayı planlıyorum.
6-) Gelişmemiş ülkelerde sanata karşı olumsuz politikalar alınır. Sen sanata karşı alınan olumsuz politikalar hakkında ne düşünüyorsun?
Açıkçası ülkemizde kabul edilen birçok politika hakkında çok negatif düşünüyorum ne yazık ki. Sürekli mücadeleye devam bir halimiz var. Hayvanlar için, kadınlar için, çocuklar için, dünya kaynaklarımız ve geleceğimiz için, sevdiklerim için… Böylesine temel şeyler için mütemadiyen endişe içerisindeyim. Sonsuza dek özgürlük savunucusu olacağım ama insan bazen de savaşmak değil, hayatın tadını çıkarmak; savunulması gereken bu kadar da şey olmasın istiyor. Ama bizimki gibi ülkelerde böyle bir huzur hali ne yazık ki çok mümkün gibi görünmüyor.
Politikalarda sanat bir kenara, direkt olarak müziğe karşı birçok negatif politika işletiliyor. “Eğlence” olarak görüldüğü için yasaklanan ilk şey hep müzik oluyor. Ve halka da bu şekilde yansıtılıp, bu şekilde öğretildiği için, onlar da bu iptal ve yasakları destekliyor. Bazen müziğe karşı linçler oluşuyor. Halka müziğin de emekçilerden oluşan ve para kazanılması gereken bir sektör olduğu bilincinin aşılanması gerekir.
7-) Son olarak seni dinleyenlere ve dinleyeceklere neler söylemek istersin?
Bu yolda sizinle yürümek çok güzel. Bana gelen her bir mesajı, yazılan her bir yorumu dikkatle okuyorum. Bu işi sizlerle ortak bir histe, ortak anılarda buluşmak için yapıyorum. Yani aslında müzik hikayemin benden daha büyük parçası sizlersiniz. Benimle olan herkese teşekkür ediyorum, henüz tanışmadıklarımla ise yolumuzun kesişeceği günü heyecanla bekliyorum.